Osmanlı ABD ilişkileri ne zaman başladı ?

Akilli

New member
Osmanlı ve ABD İlişkilerinin Başlangıcı: Bir Yolculuk ve Stratejiler Arasında

Bir gün, New York'un arka sokaklarında eski bir kitabevinin raflarında gezinirken rastladığım sararmış sayfalara takıldım. Kitap, Osmanlı İmparatorluğu ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkilerin başlangıcını anlatıyordu. Birçok tarihsel belge, resmi yazışmalar ve anekdotlar arasından geçen zamanın tozunu silerken, bir yanda stratejilerle örülmüş bir diplomasi, diğer yanda empati ve karşılıklı anlayışla şekillenen bir bağın hikâyesini okumak oldukça ilginçti. O an, bu hikâyeyi daha fazla kişiye anlatmam gerektiğini fark ettim. Birçok bakış açısı ve kişiyle şekillenen bu ilişkiyi sizlerle paylaşmak, belki de bu tarihi döneme başka bir açıdan bakmamıza yol açacak.

Zorlu Dönemin Başlangıcı: Osmanlı’nın Zayıflama Dönemi ve ABD'nin Yükselişi

1890'ların sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğu, pek çok cephede sıkıntılarla mücadele ediyordu. Savaşlar, iç isyanlar, dış baskılar derken imparatorluk ağır bir şekilde sarsılmaktaydı. ABD ise yeni bir güç olarak dünya sahnesine adım atmak üzereydi. Tarım toplumundan sanayiye geçiş, büyük göçmen akınları ve yeni deniz yolları ABD’yi hızla yükseltti. Osmanlı'nın yaşadığı içsel zorluklarla ABD'nin güç kazanmaya başladığı bu dönemde, karşılıklı ilişkiler henüz çok yeni olmasına rağmen, her iki taraf da farklı stratejik nedenlerle birbirine yönelmişti.

Bir sabah, ABD'nin Washington D.C. kentindeki Osmanlı Konsolosu Ahmet Bey, el yazması bir mektup alır. Mektup, Osmanlı'nın Batılı devletlerle ilişkilerini güçlendirme çabalarına, ABD'nin desteğini kazanma amacını taşımaktadır. Her şeyin, Osmanlı'nın ekonomik ve siyasi durumunu koruyabilmek adına ABD'yi yanlarına alarak yeni bir denge kurma isteğinden kaynaklandığı açıktır.

Stratejik Düşünceler: Erkekler ve Çözüm Arayışı

Ahmet Bey, geleneksel diplomasi yöntemlerinin ötesine geçmek gerektiğini düşünüyordu. Bu dönemde, Osmanlı'nın karşılaştığı ekonomik zorluklar ve Avrupa’nın baskıları arasında, ABD ile bir bağ kurmak, imparatorluğun geleceği için bir çözüm yolu olabilir miydi? Ahmet Bey, hem Batı dünyasıyla hem de Amerika’yla ilişki kurmanın imparatorluğun geleceğini şekillendireceğini biliyordu.

Bir gün, Osmanlı'nın New York'taki yeni konsolosluğu için görevlendirilen Ahmet Bey, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasını engellemek için Amerika’dan yardım almanın, bir tür stratejik işbirliği ile mümkün olabileceğini tartışırken, yanında oturan Amerikalı diplomat John, ona bakarak şunları söyledi: "Siz, Osmanlı İmparatorluğu’nu büyük bir stratejik satranç tahtasında oynayan bir oyuncu gibi düşünüyorsunuz. Ama unutmayın ki bu işbirliği sadece bir masa başında yapılacak hesaplaşma değil. İki halk arasında da bir güven ve anlayış yaratmanız lazım."

Ahmet Bey’in stratejik yaklaşımı, Osmanlı İmparatorluğu'nun daha güçlü bir konumda olmasını sağlayacaksa da, bu ilişkilerin sadece güçlü bir diplomasiyle değil, aynı zamanda her iki toplumun da birbirini anlaması gerektiğini yavaş yavaş fark etmeye başlıyordu.

Kadınların Perspektifi: İlişkilerde Empati ve Bağ Kurma

Öte yandan, aynı yıllarda İstanbul'da yaşayan Safiye Hanım, bir grup kadınla birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nda önemli değişimlere dair sohbetler yapıyordu. Safiye Hanım, Ahmet Bey’in aksine, Amerikan toplumunun sunduğu fırsatları çok daha farklı bir açıdan görmekteydi. Ona göre, Amerika ile kurulacak ilişki sadece güç dengeleri üzerine kurulmamalı, aynı zamanda insanlar arasındaki insani bağlar ve karşılıklı anlayışla şekillendirilmeliydi.

Safiye Hanım, Amerikalı kadınların eğitimde, sosyal hayatta ve kültürel bağlamda gösterdikleri başarıları örnek alarak, kadınların karşılıklı anlayışa dayalı ilişkilerde ne kadar önemli bir rol oynadığını savunuyordu. Safiye Hanım, Osmanlı'nın geleceği için Amerika ile sadece siyasi ve ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir bağ kurmayı da önemli buluyordu.

Bir gün, Ahmet Bey İstanbul’a döndüğünde Safiye Hanım ile bu konuyu derinlemesine tartıştı. Safiye Hanım ona şunları söyledi: “Bey, bizlerin kurduğu bağlar da en az dış politikanın verdiği mesajlar kadar önemli. Gerçekten anlayışa dayalı bir ilişki kurmak istiyorsak, sadece diplomasiyle değil, birbirimizin kültürlerini, değerlerini ve yaşam biçimlerini anlamamız gerek. Bizim bakış açımızda, insanlara güven vermek ve bu güveni hissettirebilmek çok önemli.”

Birleşen Yollar: Osmanlı ve ABD İlişkilerinin Evrimi

Zaman içinde, Osmanlı ve ABD arasında resmi ilişkiler kurulmaya başlandı. 1830’ların sonunda, Osmanlı İmparatorluğu ve Amerika arasında ilk ticaret anlaşmaları yapıldı. Bu, o dönemin ekonomik stratejileri çerçevesinde Osmanlı'nın yeni bir güç olan Amerika ile ilişkilerini daha da derinleştirmesinin ilk adımıydı. İlerleyen yıllarda ise, bu ilişki diplomatik ve ticari bağlarla giderek daha sağlam bir hale geldi.

Ancak bu bağların sadece stratejilerle şekillenen bir ilişkiden ibaret olmadığını, insanların birbirlerini anlaması ve empati kurmasının da önemli bir rol oynadığını zamanla görmek mümkün oldu. Ahmet Bey'in stratejik yaklaşımları, Safiye Hanım’ın empatik görüşleriyle birleşerek, Osmanlı ve ABD ilişkilerinin çok daha derin bir temele oturmasını sağladı.

Sonuç: Tarihsel Bağların Dünü ve Bugünü Üzerine

Osmanlı ve ABD ilişkileri, başlangıçta tamamen siyasi ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda şekillenmiş olsa da, zamanla kültürel, insani ve toplumsal bir bağa dönüşmüştür. İki farklı dünyanın buluşması, hem stratejilerin hem de empatik anlayışın dengeli bir şekilde harmanlanmasıyla gerçekleşmiştir. Bu hikaye, bize sadece devletler arasındaki ilişkilerin değil, aynı zamanda toplumlar ve bireyler arasındaki bağların da ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.

Sizce günümüz dünyasında benzer ilişkiler nasıl şekilleniyor? Hem strateji hem de empati bu bağlamda ne kadar etkili olabilir? Yorumlarınızı paylaşın, farklı bakış açılarını bir araya getirelim!