Ezeli olan neden yok olmaz ?

Mazhar

Global Mod
Global Mod
Ezeli Olan Neden Yok Olmaz? Varlık, Zaman ve “Hiçlik” Üzerine Bir Forum Tartışması

Bu konuya her denk geldiğimde aklıma aynı soru geliyor: Bir şey gerçekten ezeliyse, yani başlangıcı yoksa, onun sonunun olması neden mümkün olmasın? İlk bakışta “ezeli” ile “ebedi” aynı şeymiş gibi geliyor. Fakat biraz kurcalayınca ikisinin arasında önemli bir fark ortaya çıkıyor. Ezeli olmak başlangıcın olmamasıyla, ebedi olmak ise sonun olmamasıyla ilgili. Dolayısıyla asıl soru şu hale geliyor: Başlangıcı olmayan bir şeyin sonunun olması mantıksal olarak mümkün müdür?

Bence bu sorunun ilginç tarafı, yalnızca metafizik bir tartışma olmaması. Felsefeden kozmolojiye, dinlerden termodinamiğe, hatta ekonomiden insan ilişkilerine kadar uzanan bir tarafı var. Çünkü “bir şey nereden geldi?” sorusuyla “bir şey nereye gidiyor?” sorusu aslında insan düşüncesinin en eski iki sorusundan biri.

Üstelik burada “ezeli olan” derken neyi kastettiğimiz çok önemli. Tanrı mı? Varlığın kendisi mi? Madde mi? Enerji mi? Matematiksel doğrular mı? Yoksa zamanın kendisi mi? Cevap, seçtiğimiz varlığa göre tamamen değişebiliyor.

Ezeli ile Ebedi Aynı Şey Değil

Önce kavramları ayırmak gerekiyor. Ezeli olanın başlangıcı yoktur; ebedi olanın ise sonu yoktur. Bir şey hem ezeli hem ebedi olabilir ama kavramsal olarak bunlar aynı özellik değildir.

Mesela bir çizgiyi düşünelim. Çizginin bir ucunun sonsuza kadar geriye gittiğini, fakat diğer ucunun belirli bir noktada sona erdiğini varsayabiliriz. Böyle bir yapı hayal olarak mümkündür. Dolayısıyla sırf “başlangıcı yok” demek, mantıksal olarak otomatik biçimde “sonu da yok” anlamına gelmez.

Fakat burada başka bir problem çıkıyor: Ezeli olanın yok olabilmesi için onu yok edecek bir neden gerekir mi?

Eğer cevap evetse, bu neden ezeli olandan daha temel bir şey midir? Eğer daha temel değilse onu nasıl ortadan kaldırabiliyor? Eğer daha temelse, bu kez “en temel ve ezeli olan nedir?” sorusuna geri dönüyoruz.

İşte tartışmanın düğümlendiği nokta burası.

Parmenides ve Çok Eski Bir İtiraz

Bu düşüncenin kökleri Antik Yunan'a kadar gidiyor. Özellikle Parmenides'in yaklaşımı bugün bile şaşırtıcı derecede güncel. Parmenides, gerçek anlamda “var olan”ın doğmamış ve yok edilemez olması gerektiğini savunuyordu. Çünkü ona göre bir şey gerçekten yoktan meydana gelemez; aynı şekilde var olanın bütünüyle hiçliğe dönüşmesi de düşünülemez. Stanford Encyclopedia of Philosophy'nin Parmenides üzerine değerlendirmesinde de onun “What Is” dediği varlığı “ungenerated and deathless”, yani doğmamış ve ölümsüz olarak nitelediği aktarılıyor.

Stanford Felsefe Ansiklopedisi

Burada Parmenides'in asıl gücü bence “evren sonsuzdur” demesinden çok daha farklı bir yerde. O, “hiçlik” kavramını sorguluyor.

Çünkü “bir şey yok oldu” dediğimizde çoğu zaman aslında “o şeyin biçimi değişti” demek istiyoruz.

Bir ağaç yanıyor. Ağaç ortadan kalkıyor ama kül, gaz, ısı ve başka maddeler ortaya çıkıyor. Bir insan ölüyor; biyolojik organizasyon sona eriyor ama atomlar ve enerji başka süreçlere katılıyor. Bir yıldız patlıyor; yıldızın kendisi artık mevcut değil ama maddesi ve enerjisi uzaya dağılıyor.

Bu yüzden günlük dilde “yok olmak” ile felsefi anlamda “hiçliğe dönüşmek” aynı şey değil.

Bilim Bu Soruda Felsefeden Ne Kadar Ayrılıyor?

Burada sık yapılan bir hata, “Enerji yok olmaz, o halde evren ezelidir” şeklinde doğrudan bir sonuç çıkarmak.

Fizikte enerjinin korunumu çok temel bir ilkedir; ancak bunu “evrenin başlangıcı ve sonu hakkında kesin kanıt” olarak kullanmak doğru olmaz. Enerji korunumu, fiziksel sistemlerin belirli koşullarındaki bir korunum yasasıdır ve modern teorik fizikte Noether teoremiyle zaman öteleme simetrisi arasındaki ilişki üzerinden anlaşılır.

Daha da önemlisi, genel görelilikte bütün evrene “toplam enerji” kavramını basit bir kutunun içindeki enerji gibi uygulamak son derece karmaşıktır.

Bu ayrım önemli çünkü bazen popüler bilim anlatılarında “enerji yoktan var olmaz, yok olmaz” cümlesi sanki evrenin sonsuz geçmişe sahip olduğunu kanıtlıyormuş gibi kullanılıyor. Oysa mevcut kozmoloji bize evrenin yaklaşık 13,8 milyar yıllık gözlemlenebilir bir geçmişe sahip olduğunu ve genişlediğini söylüyor; fakat bu, “mutlak anlamda hiçlikten kesin olarak ortaya çıktı” demek değildir. NASA da Büyük Patlama'yı evrenin hızlı genişlemesinin erken evresi olarak ele alıyor ve daha geride ne olduğu konusunda hâlâ çözülmemiş sorular bulunduğunu belirtiyor.

NASA Science

+1

Dolayısıyla bilimsel tablo aslında düşündüğümüzden daha mütevazı: Evrenin nasıl evrildiğini çok iyi açıklayabiliyoruz; fakat “neden hiçbir şey yerine bir şey var?” sorusunun tamamını çözmüş değiliz.

Kozmoloji Bize Daha Büyük Bir Bilmece Gösteriyor

İşin daha da ilginç tarafı, evrenin kendisinin geleceği konusunda bile kesin konuşamıyoruz.

1990'ların sonunda uzak süpernovaların gözlemleri, evrenin genişlemesinin yavaşlamadığını, aksine hızlandığını ortaya koydu. Saul Perlmutter, Brian Schmidt ve Adam Riess bu keşif nedeniyle 2011 Nobel Fizik Ödülü'nü aldı.

Nobel Ödülleri

+1

Bu hızlanmanın arkasında “karanlık enerji” olarak adlandırdığımız, doğası hâlâ tam olarak bilinmeyen bir bileşen bulunuyor. NASA'nın güncel açıklamalarında karanlık enerjinin evrenin yaklaşık yüzde 68-70'ini oluşturduğu belirtiliyor. Fakat “karanlık enerji nedir?” sorusunun cevabı hâlâ kesin değil.

NASA Science

Bu bana göre “ezeli olan neden yok olmaz?” sorusunu daha da ilginç hale getiriyor.

Çünkü belki de gelecekte göreceğimiz şey klasik anlamda bir “yok oluş” değil, dönüşümün giderek daha farklı bir hale gelmesi olacak.

Yıldızlar sönebilir. Galaksiler birbirinden uzaklaşabilir. Kullanılabilir enerji azalabilir. Madde son derece uzun zaman ölçeklerinde farklı süreçlere girebilir. Fakat “varlığın bütünüyle hiçliğe dönüşmesi” ile “evrenin artık karmaşık yapıların oluşmasına izin vermeyen bir duruma gelmesi” aynı şey değildir.

Nobel Vakfı'nın kozmoloji özetinde de hızlanan genişlemenin sürmesi halinde evrenin çok uzak gelecekte son derece soğuk bir duruma gidebileceği belirtiliyor.

Nobel Ödülleri

“Yok Olmak” Belki de İnsan Merkezli Bir Kavram

Bence tartışmanın en gözden kaçan taraflarından biri bu.

Biz “yok olmak” kavramını insan deneyimine göre oluşturuyoruz. Bir insanın ölümü bizim için çok büyük bir yok oluşturuyor. Bir evin yıkılması da öyle. Bir şirketin iflas etmesi, bir kültürün unutulması, bir dilin konuşulmaması...

Fakat doğa açısından baktığımızda bunların çoğu bir biçim değişikliği.

Ekonomide de benzer bir durum var. Bir şirketin kapanması, çalışanların becerilerinin, makinelerin, sermayenin ve bilginin evrenden silinmesi anlamına gelmiyor. Bunlar başka şirketlere, başka sektörlere, başka üretim biçimlerine aktarılabiliyor.

Kültürlerde de durum benzer. Bir uygarlık çöktüğünde onun düşünceleri, mimarisi, kelimeleri ve teknolojileri başka toplumların içine sızabiliyor.

Burada “ezeli olan yok olmaz” düşüncesinin güzel bir metaforik karşılığı ortaya çıkıyor: Biçimler geçici, ilişkiler ve etkiler ise çok daha uzun ömürlü olabilir.
 
Üst