Dervişe sormuşlar aşk nedir diye ?

Deniz

New member
Dervişe Sormuşlar: Aşk Nedir?

Bir akşam eski bir kitap sandığının içinde bulduğum sararmış bir not, beni yıllardır zihnimde taşıdığım bir soruya götürdü: “Aşk gerçekten nedir?” Belki siz de hayatınızın bir döneminde bu soruyu kendinize sordunuz. Birini sevmek midir aşk, yoksa insanın kendi içindeki eksik parçayı bulma yolculuğu mu? Bugün burada sizlerle, büyükbabamdan duyduğum bir hikâyeden ve yıllar içinde yaptığım okumalarla şekillenen bir anlatıyı paylaşmak istiyorum. Çünkü bazı hikâyeler sadece okunmaz; insanın kendi hayatına ayna tutar.

Hikâyemiz, Anadolu’nun eski kervan yollarından birinde, taş duvarlı küçük bir kasabada başlıyor. Bu kasabada insanlar yüzyıllardır aynı çeşmeden su içer, aynı pazarda alışveriş yapar, aynı meydanda sevinçlerini ve dertlerini paylaşırdı. Fakat zaman değişmiş, insanların birbirine bakışı da dönüşmüştü. Yeni nesil daha hızlı karar veriyor, daha hızlı yaşıyor, ancak bazı eski sorular hâlâ cevabını bekliyordu.

O sorulardan biri de şuydu:

“Dervişe sormuşlar: Aşk nedir?”

Derviş uzun süre cevap vermemiş. Çünkü ona göre aşk, tek cümleyle anlatılacak bir şey değildi. Bir çiçeğin açmasını izlemek gibi sabır isterdi. Bir insanın gözlerindeki sessizliği anlamak gibi dikkat isterdi.

Dervişin Kapısına Gelen İki Yolcu

Kasabanın yakınındaki dergâhta yaşayan Derviş Selim’in ünü uzak köylere kadar yayılmıştı. İnsanlar ona sadece manevi sorular sormazdı; hayatın karmaşası içinde yönlerini kaybettiklerinde de kapısını çalardı.

Bir gün dergâha iki kişi geldi.

Biri, şehirde büyük bir ticaret ağı yöneten Murat’tı. Murat, hayatı boyunca planlar yapmış, sorunları çözmüş, krizleri yönetmiş bir adamdı. Ona göre her zorluğun bir yöntemi, her problemin bir çözümü vardı. Bir iş bozulduğunda yeni bir strateji kurar, bir yol kapanınca başka bir yol açardı.

Diğeri ise Leyla adında bir öğretmendi. Leyla, yıllardır farklı köylerde çocuklara eğitim veriyor, insanların sadece söylediklerini değil, söyleyemediklerini de anlamaya çalışıyordu. Bir öğrencisinin sessizleşmesinden onun evinde bir sorun olduğunu fark edebilir, bir komşusunun yüzündeki küçük değişiklikten onun desteğe ihtiyacı olduğunu anlayabilirdi.

İkisi de aynı soruyla gelmişti:

“Derviş, aşk nedir?”

Derviş gülümsedi.

“Bunu öğrenmek istiyorsanız, önce birbirinizin gözünden dünyaya bakmayı öğrenmelisiniz.”

Murat şaşırdı.

“Ben aşkı anlamaya geldim, başkasının bakış açısını değil.”

Leyla ise düşündü:

“Belki de aşk, tam olarak başkasının dünyasını görebilmektir.”

Erkek ve Kadın Bakışlarının Yolculuktaki Dengesi

Derviş onlara üç günlük bir yolculuk görevi verdi.

“Kasabanın ötesindeki eski köprüye gidin. Orada insanların yıllardır bıraktığı hatıraları bulacaksınız. Fakat köprüye birlikte ulaşmalısınız.”

Murat hemen bir plan hazırladı.

“Önce güzergâh belirleyelim. Hava durumunu hesaplayalım. Yanımıza gerekli malzemeleri alalım. Zaman kaybetmemeliyiz.”

Leyla ise yola çıkmadan önce kasabadaki yaşlılardan köprünün hikâyesini dinlemek istedi.

“Oraya giden insanların ne yaşadığını bilmeden sadece yolu bilmek yeterli olmayabilir.”

Bu noktada ikisi arasında güzel bir fark ortaya çıktı. Murat olaylara çözüm üretme, riskleri hesaplama ve hedefe ulaşma açısından bakıyordu. Onun güçlü yanı belirsizlik karşısında düzen kurabilmesiydi. Leyla ise insan hikâyelerini, duyguları ve ilişkileri merkeze alıyordu. Onun gücü, görünmeyeni fark edebilmesiydi.

Biri haritayı okuyordu, diğeri yolun üzerindeki izleri.

Ve ikisi de zamanla şunu fark etti:

Tek başına harita yeterli değildi, fakat sadece izleri takip ederek de hedefe ulaşmak zordu.

Aşk da böyleydi.

Sadece mantıkla kurulamazdı, sadece duyguya bırakılarak da sürdürülemezdi.

Tarihin İçinden Gelen Aşk Anlayışı

Eski çağlardan beri insanlar aşkın anlamını aradı. Kimi zaman destanlarda, kimi zaman şiirlerde, kimi zaman da büyük düşünürlerin eserlerinde bu arayış kendini gösterdi.

Mevlânâ’nın eserlerinde aşk, insanın kendisini aşarak daha büyük bir anlam arayışına dönüşür. Yunus Emre’nin dizelerinde sevgi, insanı insan yapan temel değerlerden biri olarak görülür. Tarih boyunca toplumlar değişse de insanların bağ kurma ihtiyacı değişmemiştir.

Ancak aşkın toplumsal yönü de vardır. Geçmişte evlilikler çoğu zaman aileler, ekonomik şartlar ve toplumsal kurallar üzerinden şekillenirken; modern dönemde bireysel seçimler ve duygusal uyum daha fazla önem kazanmıştır.

Fakat hangi çağda yaşarsak yaşayalım, aynı soru karşımızda durur:

Bir insanı gerçekten sevmek, onu kendi istediğimiz gibi görmek midir; yoksa olduğu haliyle anlayabilmek midir?

Köprünün Altındaki Sır

Murat ve Leyla sonunda eski köprüye ulaştılar. Köprünün altında küçük bir taş sandık vardı. Sandığın içinde yüzlerce yıl öncesinden kalma mektuplar bulunuyordu.

Bu mektuplar, birbirini seven insanların yazdığı ama hiçbir zaman gönderemediği sözlerdi.

Birinde şöyle yazıyordu:

“Senin mutluluğunu kendi mutluluğumdan ayırmadığım gün, sevgiyi anlamaya başladım.”

Bir diğerinde:

“Seni değiştirmek için değil, seni tanımak için yanında kaldım.”

Murat uzun süre sessiz kaldı.

“Ben bugüne kadar sevgiyi bir problem gibi çözmeye çalışmışım.”

Leyla cevap verdi:

“Ben de bazen sadece anlamaya çalışırken harekete geçmeyi unutmuş olabilirim.”

İşte o an ikisi de dervişin vermek istediği mesajı anladı.

Aşk, sadece hissetmek değildi.

Aşk, hissettiğin şeyi koruyacak davranışı gösterebilmekti.

Dervişin Son Cevabı

Üç gün sonra dergâha döndüklerinde Derviş Selim onları kapıda karşıladı.

“Peki,” dedi, “artık söyleyin. Aşk nedir?”

Murat ve Leyla birbirlerine baktılar.

Murat konuştu:

“Aşk, sadece kalbin verdiği bir karar değildir. Bazen aklın sorumluluk almasıdır.”

Leyla devam etti:

“Aşk, sadece güzel sözler değildir. Bir insanın sessizliğini bile duyabilmektir.”

Derviş başını salladı.

“İşte şimdi anlamaya başladınız.”

Sonra ekledi:

“Aşk, insanın kendini kaybetmesi değil; kendini daha iyi tanıyarak başka bir insanın varlığına değer vermesidir.”

Bugünden Bakınca: Aşk Hâlâ Aynı Soruyu Soruyor

Bu hikâyeyi düşündüğümde, günümüz ilişkilerinde de aynı dersin geçerli olduğunu görüyorum. İnsanlar artık daha fazla iletişim aracına sahip olsa da bazen birbirlerini daha az anlayabiliyor.

Bir mesajın geç gelmesi, bir sözün yanlış anlaşılması, bir beklentinin karşılanmaması büyük sorunlara dönüşebiliyor.

Belki de ihtiyacımız olan şey, Murat’ın çözüm gücüyle Leyla’nın anlayış gücünü bir araya getirebilmek.

Çünkü ilişkilerde bazen bir sorunu çözmek gerekir, bazen ise sadece karşımızdaki kişinin yanında olduğumuzu hissettirmek.

Sizce aşk daha çok bir duygu mudur, yoksa bir emek biçimi mi?

Bir insanı sevmek için onu anlamak mı gerekir, yoksa önce anlamaya çalışmak mı sevgiyi doğurur?

Belki de dervişin yüzyıllar önce verdiği cevap hâlâ geçerlidir:

Aşk, anlatılan değil; yaşarken öğrenilen bir yolculuktur.
 
Üst